Türkevi Topluluğunun geleneksel Amsterdam Tartışmalarının 42.’si 20 Kasım 2015 tarihinde gerçekleştirildi. Bu sefer “Toplumdaki Kutuplaşmaya Karşı Neler Yapılabilir?” sorusu özel ve genel davetli misafirlerin katılımıyla enine boyuna irdelenip tartışıldı. Tartışmada öne çıkan en önemli husus şüphesiz mevcut kutuplaşmadan herkesin rahatsızlık duyduğu ve buna karşı bir şeylerin yapılmasının elzem olduğu düşüncesiydi ve bunun sonucu olarak da herkesin kendi çapında bir şeyler yapma gayreti içinde olacağını ifade etmesiydi.


42. Amsterdam Tartismalari 3Yurt dışında yaşayan Türkler ilk olarak 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşadıkları ülkelerde oy kullanma hakkına sahip oldular. Bunun akabinde de 2015 yılında 7 Haziran ve 1 Kasım olmak üzere iki defa da genel seçimler için oy kullandılar. Her ne kadar bir vatandaşlık hakkı olan seçme hakkının biz diaspora Türkleri tarafından yaşadığımız ülkelerde oy kullanabilmek suretiyle yerine getirebilmesi memnuniyet verici olsa da, Türkiye’deki siyasi gelişmeler ister istemez bizleri de doğrudan etkilemektedir. Bu etkilenme aynen Türkiye’de olduğu gibi kutuplaşmalara yol açmaktadır. Gerek Türk toplumunun fertlerinin günlük hayatında gerekse (sosyal) medyada kullanılan üslup hem hakaretamiz hem de ötekileştirişi bir nitelik taşımaktadır. Aktörler olgu ve olayları kendi bakış açılarından değerlendirirken, farklı düşünenlere karşı hem sert hem de suçlayıcı ifadeler kullanmaktadırlar. Maalesef herkes birilerini ‘hain’ ilan ederek bu kutuplaşmaya azami derecede katkı sağlamaktadırlar. Bu tavrın sadece sıradan insanlar tarafından sergilenmesi bir dereceye kadar anlaşılabilir, ancak toplumun önde gelenlerinin de aynı tavır içinde olması kaygı vericidir.

42. Amsterdam Tartismalari 4Amsterdam Tartışmalarına toplumdaki konumları gereği özel olarak davet edilen misafirlerin bir genel değerlendirmesiyle başlandı. Misafir konuşmacıların hepsi aşağı yukarı aynı derecede gelinen noktadan duydukları rahatsızlığı ifade ederken, bunda payı olan gelişmelere de dikkat çektiler. İlk olarak söz verilen Murat Gedik (Türk Federasyonu Genel Başkanı) siyasetteki kaypaklığın buraya da sirayet ettiğini, tarafsız olması gereken kurumların da bu niteliğini siyaset uğruna yitirdiğini ifade etti. Gedik buna ilaveten medeni ilişkilerin siyasetteki kirlenmeye çare olabileceğini de söyledi. Daha sonra söz alan Ahmet Azdural (IOT Müdürü) ise dünyanın bir şiddet sarmalına girdiğini ve Suriye’deki savaşın bunda büyük rolü olduğunu söyledir. Toplumlarda her dönem kutuplaşma olduğunu ve içinde yaşadığımız Hollanda toplumunda da kutuplaşmanın var olduğunu, hatta ırkçılığın bile sıradanlaştığını belirten Azdural, herkesin kendine ait bir dünya görüşünün olabileceğini, bu dünya görüşünün özgürce ifade edilebilmesi gerektiğini, ancak bunun ifade edilmesi ve uygulanması esnasında aşırılığa kaçılmaması, başkalarının özgürlüğünü kısıtlanmaması gerektiğine vurgu yaptı.

Veyis Güngör (Türkevi Topluluğu Başkanı) ise Balkanların İslamlaşmasında büyük payı olan Sarı Saltuk örneğinden yola çıkarak toplum fertlerine tarih şuurunun verilmesi gerektiğini belirttiği konuşmasında, farklı grupların birbirleriyle huzur içinde yaşamasının formülünün Sarı Saltuk felsefesiyle mümkün olabileceğini ve günümüz şartlarının da Sarı Saltuk’un yaşadığı 13. Yüzyıl şartlarıyla bir çok benzerlikler gösterdiğini söyledi. Nasıl o zor dönemlerden Sarı Saltuklar, Mevlanalar, Yunus Emreler, Hacı Bektaşi Veliler çıkmışsa günümüz şartları da yeni şahsiyetler ortaya çıkaracaktır diyen Güngör, karamsarlığa kapılmamamız gerektiğine vurgu yaptı. Daha sonra söz alan duayen gazeteci İlhan Karaçay ise kutuplaşmada sosyal medyanın rolüne işaret etti. Her önüne gelenin kafasına göre bir şeyler yazıp bunu paylaştığını ve bu durumun da insan ilişkilerini olumsuz yönde etkilediğini söyleyen Karaçay, aynı zamanda Batılıların çifte standardına da vurgu yaptı. Kendilerine bir terör saldırısı olunca kıyameti koparan Batılılar aynı hassasiyeti Türkiye gibi ülkelerin muzdarip olduğu terör hadiselerinde göstermediklerini belirtti.

42. Amsterdam Tartismalari 2Kendisi de aday adayı olan Durmuş Doğan (TOVER) ise Türkiye’deki siyasetin buraya birebir taşınmasının bizim Türkiye siyasetine açlığımızdan değil, Türkiye’deki siyasetin menfaatinin olmasından kaynaklandığını ve bizim oraya doğrudan müdahil olmak yerine, gelecek nesillerin menfaati için yaşadığımız ülkeye odaklanmamız gerektiğini ifade etti. Doğan buradaki meselelerimizin çözümü için buradaki kurum ve siyasetçilere ihtiyaç duyduğumuzu ve ona yatırım yapmamız gerektiğinin de altını çizdi. Eğitimci ve aynı zamanda Alevilik Araştırma ve Bilgi Merkezi Başkanı olan Veli Tongel ise mevcut durumun küresel gelişmelerden soyut düşünülemeyeceğini ve küresel kapitalizmin bu kutuplaşmalardan menfaati olduğunu iddia etti.

Fehmi Uzun (Bizim Hollanda Platformu) fiziken Hollanda’da yaşadığımız halde, beynimizin hala Türkiye’de olduğunu ve bunun da Türkiye’deki her tartışmayı buraya taşımamıza sebep olduğunu belirttiği konuşmasında, toplumumuzun demokrasiyi içselleştiremediğini, sandıktan istediği sonuç çıkmayınca bunu kabul etmek yerine farklı tercihleri olanları aşağılamayı seçtiğini söyledi. Özellikle sosyal medyada hiçbir doğrulatma yapmadan her türlü paylaşımın yapıldığını ifade eden Uzun, kritik ve analitik düşünme metoduyla bu meselenin kolayca aşılabileceğini söyledi.

Tartışmada söz alan Cemil Bilgin aslında meselenin bir ahlak meselesi olduğunu ve herkesin yapılan bir haksızlığa kime ve kim tarafından olursa olsun karşı çıkmadığı sürece toplumda kutuplaşma ve ayrışmaların olacağını, bunun önüne geçebilmek içinse ahlaki bir duruş sergilenmesi gerektiğini ifade etti. Yine aynı minvalde olmak üzere Batı’nın dünyadaki çatışmalardaki rolü, küresel aktörlerin belirlemiş oldukları senaryoların uygulamaya sokulması ve bizlerin de bu senaryoların figüranları olduğumuz diğer bazı katılımcılar tarafından da ifade edildi. Meselenin küresel boyutu tartışmanın konusunu aştığı için daha fazla irdelenmedi, ancak başka tartışmaların konusu olması gerektiği hususunda bir konsensüs oluştu.

Kutuplaşmaya karşı nelerin yapılabileceği konusunda katılımcıların üzerinde hemfikir oldukları bir çok noktanın öne çıktığı gözlemlenen tartışmada somut teklifler de yapıldı. Uygulanması mümkün olan somut teklifler olarak şunlar ifade edildi:
Kutuplaşmanın önüne geçebilmemiz için bir takım müşterek değerler etrafında birleşmemiz lazım;
Siyasi bağnazlığı ve partizanlığı terk etmemiz lazım;
Kanaat önderlerinin düşüncelerini ifade ederken daha ölçülü olmaları lazım;
Herkesin düşüncesini özgürce ifade edebilmesi lazım;
Hemfikir olmayanların ‘hain’ ilan edilmemesi lazım;
Siyaseten farklı düştüğümüz kişilerle merhabayı kesmememiz lazım;
Birbirimize saygı ve sevgi ile yaklaşıp bizden olmayanı da kucaklamamız lazım;
Ortak çalışma kültürünü geliştirmemiz lazım.

Tartışmadan çıkarılabilecek en somut sonuç, farklı farklı düşüncelerin var olduğu bir toplumda yaşamamıza rağmen, bu farklılıkları pek hoş görmeyip bundan rahatsızlık da duyduğumuzdur. Bu durum katılımcıların tümü tarafından kaygı verici bir gelişme olarak kabul edilmiş ve böyle gitmesinin toplumun huzurunu tümden bozacağı için müdahale edilmesi gerektiği üzerinde hemfikir olunmuştur.

Ahmet Suat Arı
Amsterdam Tartışmaları Moderatörü

Not: Özel davetliler mensubu oldukları kurumları temsilen değil, şahsi olarak davet edilmişlerdir ve mümkün olduğu kadar değişik dünya görüşlerinden temsilciler davet edilmiştir.