Hollanda’dan 3 konuşmacı vardı: Veyis Güngör, Emine Bozkurt ve Zeki Baran

İlhan Karaçay / İstanbul
Türkiye’den ve Dünya’dan resmî, sivil, özel, her düzeyde katılımcı ile Kamu, STK, özel sektör ve medya temsilcileri ile araştırmacı, uzman ve akademisyenlerden oluşan seçkin ve öncü bir topluluğu bir araya getiren, Sivil Global Göç Konferansı Pullman İstanbul Otel’de düzenlendi.

Bu konferansa Hollanda’dan Veyis Güngör, Emine Bozkurt, ve Zeki Baran konuşmacı olarak katıldılar.

Zirve kapsamında, TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri Takdim Töreni, 4 Kıtasal Etkinlik, 6 Bölgesel Etkinlik ve 3 Tematik Toplantı gerçekleştirildi. Ayrıca sektörel başlıklar altında yeni diplomasi kanalları ve ağları oluşturulması hedefi ile 19 Sektörel Diploması Çalıştayı da düzenlendi.

GocKapak_TR.jpg_eb196342-b8cb-4544-a809-0cd66c1c4954TASAM Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Süleyman Şensoy, Zirvenin açılış konuşmasında; dünyanın son 10 yıl içerisinde ciddi bir türbülansın içine girdiğini ve bunun her geçen gün şiddetlendiğini belirterek, ‘’Artık ülkeler hem iç hem dış politikada çoğu zaman hedeflediklerinin aksiyle karşı karşıya kalabiliyorlar. Çünkü sahada çok fazla değişken var. Bu değişkenlerin kontrol edilmesi büyük güçler için bile artık imkansız hale gelmiş durumda.’’ dedi. Başkan Şensoy bu yaklaşımın Türkiye’de bir ilk olarak gerçekleştiğini ve bundan sonra farklı konu başlıklarıyla devamının gelebileceğini söyledi. Yerli ve yabancı birçok konuşmacının iki gün boyunca atölye çalışmalarıyla Türkiye ve dünyadaki pek çok konuyu tartışacaklarını ifade eden TASAM Başkanı, ‘’Son 10 yılda güçlü bir biçimde şekillenen Doğu-Batı parametrelerini paylaşmak istiyorum. Çünkü özellikle son 10 yılda Batı Avrupa ve Amerika lehine inşa edilmiş olan uluslararası sistemden yeni ve güçlü pay alan Çin gibi aktörlerin ortaya çıkması, dünyadaki temel bazı standartların değişmeye başlamasına neden oldu. Artık yeni güç dengeleri oluşuyor. Dünyamız son 10 yıl içinde ciddi bir türbülansın içinde yer alıyor. Her geçen yıl, ay hatta gün bu türbülans daha da şiddetleniyor. Dolayısıyla Doğu-Batı arasındaki küresel rekabet şartlarını mikro milliyetçilik, entegrasyon ve öngörülemezlik olarak üç başlıkta topluyorum.’’ diye konuştu.

TASAM’ın Türkiye‘de yükselen problem alanlarından biri olarak gördüğü uluslararası göç konusunu, “Göç Veren Ülkeden Güç Alan Ülkeye Fırsat ve Risklerin Dönüşümü” ana teması ile gerçekleşen uluslararası nitelikli ‘Türkiye’de Göç Konferansı’nda, UNHCR, IOM gibi kurumların da dahil olduğu, alanlarında uzman geniş bir kitleyi buluşturarak kapsamlı görüş alışverişi imkânı sundu. Konferansın alt temaları ‘Avrupa’daki Türkler ve Türkiye, Köprü Ülke Türkiye, Hedef Ülke Türkiye ve Türk Devleti Göç Politikaları’ oldu.

Düzenlenen konferans,Türkiye ile AB ve komşu ülkeler arasındaki ilişkilerini etkileyebilecek politikaların geliştirilmesinde, bu konuda yapılacak akademik çalışmalara bir rota çizilmesinde etkili olabilecek çıktıların oluşturulması amaçlanmakta ve Türkiye‘nin iç ve dış politikasında yer alan önemli konulardan biri olan göç olgusunun tartışmalara katılması ile; ikili ve çok taraflı ilişkilerin realist tabanına katkı sağlamayı hedefliyor.

Çalışmalarına 13 yıl önce STK tüzel kişiliğinde bir düşünce kuruluşu olarak başlayan TASAM, 10 dış politika alanında, global ölçekte kurumsal bir yapı olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. TASAM, Dünya’daki gelişmeleri takip ederek,Türkiye‘nin ikili, bölgesel ve çok taraflı uluslararası ilişkilerine dinamik, yaratıcı ve etkin çözümler üretmeye devam ediyor.

Veyis Gungor 2016Hollanda’dan 3 konuşmacı
İstanbul’da gerçekleştirilen bu dev konferansa Hollanda’dan 4 konuşmacı katıldı. Veyis Güngör, Emine Bozkurt ve Zeki Baran’ın katıldıkları konferans iki gün sürdü.
Hollanda Türkevi Araştırmalar Merkezi Başkanı sıfatıyla konuşan Veyis Güngör’ün konuşması şöyleydi:

‘Avrupa Türk Diasporası Aktörleri ve Sivil Diplomasi’
Türkiye’de ve Türkler arasında ‘diaspora’ kavramına uzun yıllar pek sıcak bakılmasa da, (Veyis Güngör burada başta benim gibi düşünenleri kastediyor. Zira şahsen ben diaspora vurgulamasını Türkler için kullanmaktan yana değilim. Diaspora, ülkesinden siyasi nedenlerle göçe zorlanmışlar için kullanılan bir vurgudur. Türklerin çoğunluğu siyasi değil, ekonomik yönden göçe zorlanmıştır. Ama Veyis Güngör’ün dediği gibi) artık hem Türkiye’deki karar vericiler, akademisyenler, yazarlar  hem de konunun muhataplarından biri olan Avrupalı Türkler ‘diaspora’ kavramını kullanmaya ve ifade etmeye başlamışlardır. Türkiye dışında yaşayan, Türkiye’den duygusal ve maddi anlamda kopamayan, Türkiye’ye aidiyet hissi duymaya devam eden ve sayıları milyonlara ulaşan bir Türk diasporası dünyanın değişik kıtalarında varlıklarını sürdürmektedir. Söz konusu Türk diaspora grubunu, en somut bir şekilde ifade eden ve sayıları 5 milyonu geçen bir nüfusla hiç şüphesiz Avrupa Türk diasporası oluşturmaktadır. Avrupalı Türk girişimciler, Türk kökenli siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları, üniversite ve yüksek okullarda okuyan üçüncü nesil Avrupalı Türkler, Türk kökenli sanatçılar, kültür insanları gibi diaspora aktörleri (bir çok alanda olduğu gibi) sivil diplomasi alanında da stratejik öneme sahiptirler.

Konuşmamı, Türk diasporası (teori), Avrupa Türk diasporası tanımı, aktörleriAvrupa Türk diasporası vizyonu ve sivil diplomasi gibi başlıklarla sınırlı tutmak istiyorum.

Türk diasporası (teori)
Biraz önce ifade edildiği üzere, diasporanın olmazsa olmazı ‘aidiyet’tir. Diasporaların aidiyeti için genel anlamda, her ne kadar iki farklı ülke veya toplum gerekiyor olsa da, bizdeki, yani Türk diasporasındaki aidiyet biraz daha farklıdır. Türk diasporası ile ilgili çeşitli tanımlar bulunmaktadır. Söz konusu tanımlamalar tarih içinde ortak kültüre ve tecrübeye sahip olmamızdan kaynaklanmaktadır.

Buradan hareketle; Tür diasporasına var olan diaspora tanımlamalarından daha geniş bir ifade kullanmak kaçınılmaz oluyor. Bir başka ifadeyle, ‘Türk diasporası denildiği zaman illa da etnik anlamda Türklerden oluşmak zorunda değil. Anavatana, bu topraklara aidiyet duygusuyla bağlı olan herkes bu kapsamda değerlendirilir. Hatta Türkiye’de şu veya bu şekilde bulunan ve bu topraklara ve topluma sadakati oluşan yabancılar, başka ülke vatandaşları da Türk diasporası içinde değerlendirilirler.” (Prof. O. Kutlu; NEÜ Rektör Yardımcısı).
Türk diasporasına bu perspektiften bakıldığında, diğer diasporalara göre çok daha geniş, kapsayıcı, kuşatıcı, sorumluluk getiren bir diaspora tanımıyla karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz gerekmektedir.

Avrupa Türk Diasporası
Avrupa Türk Diasporası, öncelikle Avrupa’yı Türkiye’ye, Türkiye’yi de Avrupa’ya bağlayan ve köprü olan, devamla  tarihi ve kültürel bağlarımızın olduğu ve gönül coğrafyamızın ulaştığı ülke ve topluluklar, hatta yeryüzündeki mazlumlar için de sorumluluk hisseden bir topluluktur. Bu tanımlama Avrupalı Türklerin içinde yaşadıkları ülkelerin sağlamış olduğu siyasi, sosyal ve ekonomik şartlar ve imkanlar doğrultusunda ifade edilmeye çalışılmıştır. Söz konusu tarif veya tanımlama, birazdan Avrupa Türk diasporası aktörleri ve yaptıkları faaliyetlerle daha somutlaşmış olacaktır.

Avrupa Türkleri diasporası aktörleri
Hepimizin bildiği gibi, yarım asır önce, ekonomik sebeplerden dolayı Türkiye’den Avrupa’ya göç etmiş Anadolu Türkleri, zaman içerisinde yerleşik hayata geçmişlerdir. Yerleşik hayata geçiş süreci hala devam eden bir süreçtir. Yerli olma süreci, Avrupalı Türklerin farklı alanlarda organize olmalarını da beraberinde getirmiştir. Söz konusu organizasyon veya yapılanma daha doğrusu kurumlaşma aslında Avrupa Türk diasporasının da kaçınılmaz aktörleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca bu yapıların etkiledikleri kurum ve kişiler ya da tarihsel ve kültürel olarak bir şekilde Türkiye ve Türklerle temas edenler de diaspora aktörleri olarak sayılabilir. Avrupa Türk diaspora aktörlerini genel anlamda şu şekilde sayabiliriz:
Avrupalı Türk girişimciler, Türk kökenli siyasetçiler, Sivil toplum kuruluşları,
Üniversite ve yüksek kullarda okuyan üçüncü nesil Avrupalı Türkler, Türk kökenli sanatçılar, kültür insanları, Toplumda başarı elde etmiş bireyler, Türkiye dostu Avrupalılar,
Tarihsel, kültürel olarak Türkiye’ye bir şekilde aidiyet duyan kişi ve gruplar.

Diasporanın yaşadığı ülkeye yönelik faaliyetleri:
Avrupa Türk diasporası yaşadıkları Avrupa ülkelerine aşağıdaki alanlarda katkılar sağlamaktadırlar: Ekonomik canlılık, Sosyal değişim, Çok kültürlü toplumun oluşmasına katkı, Algı değişimi, Kültür diplomasisi, Kamu diplomasisi, Batı ile Doğu arasında köprü görevini üstleniyorlar.

Diasporanın aidiyet duyduğu ülkeye yönelik faaliyetleri:
Türk diasporasının özelde Türkiye olmak üzere kısmen de olsa Türk ve Akraba topluluklar ve tarihte bir şekilde temas kurduğumuz mazlum milletlere de aşağıdaki alanlarda farklı ölçütlerde katkı yaptıkları bilinmektedir:
Para aktarımı, Ekonomik yatırım, Zihniyet değişimi, Bilgi, tecrübe, uzmanlık aktarımı,
Avrupa’da yaşadığı ülkenin diasporanın ulaştığı toplum ve ülkelerde tanıtımı,
Uluslararası platformlarda aidiyet duyduğu ülkeyi de temsil etmesi,
Tersine beyin göçü.

Avrupa Türk Diasporası Vizyonu ve Bilinci:
Diaspora aktörleri bu faaliyetlerini kendiliğinden ya da farkında olmadan, çoğu zaman adına diaspora demeden yapmaktadırlar. Ancak bu aktörlerin öncelikle yaptıkları işlerin diaspora faaliyeti olduğunu hatırlamaları, devamla söz konusu faaliyetlerin daha etkin, planlı ve bilinçli halde sürdürülebilmesi için ‘Avrupa Türk Diasporası Vizyonu’ diye adlandırabileceğimiz bir ‘vizyon’a, bir ‘şuur’a, bir ‘ortak akla’ ihtiyaç bulunmaktadır.

Böyle bir vizyonun oluşturulması, hayata geçirilmesi, proje ve programlarla somut olarak icra edilmesi için hem bireysel hem kurumsal olarak yapılacak bir takım değişiklikler ya da atılması gereken bir dizi adımlar vardır.

Bunlar, özetle şu şekilde ifade edilebilir:

‘Avrupalı Türk diaspora vizyonunun ilk şartı, bireylerin ya da toplum ve kanaat önderlerinin göçmenlik ve azınlık psikolojisinden sıyrılmaları ve küresel bir Pazar olan diaspora topluluğu bilincinin yerleşmesi yönünde orijinal fikirler ve faaliyetler düşünmeleridir.

Avrupa Türk diasporası vizyonu, Doğu’nun hikmeti ile Batı’nın realistliğini kapsamalıdır. Bir başka ifadeyle, bin yıl önceden geliştirdiğimiz ‘TÖRE’, yani ‘birlikçi inanç ve hikmet algıları’, sonraki yüzyıllarda “kanun-u kadim” adıyla ortaya çıkan ve ‘hak, hukuk, adalet, merhamet, iyilik, vahdaniyet’ olarak ifade edilen kavramlar ve değerler, bu vizyonun olmazsa olmazları olmalıdır. (Erol Cihangir)

Avrupalı Türkler içinde bulundukları ülkelerde başarılı ve etkin olmak için yerli halkla tam bir uyum içinde olarak, eğitim seviyelerini geliştirerek, bulundukları toplumun sosyal ve siyasi hayatı içine girip, aktif bir şekilde rol oynamayı amaç edinmelidirler.

Avrupa’da yetişen ve çifte aidiyeti olan genç nesillerden oluşacak yönetim kadrolarıyla, diasporatik vizyonu olan yeni ekonomik birlikler, sivil oluşumlar, stratejik partnerler, platformlar oluşturulmalıdır.

Diğer taraftan da; Anavatanın, Avrupa ülkelerindeki mevcut akımlar (siyasi ve dini) üzerindeki etkisi yeniden değerlendirilmeli ve bu etkinin yeni oluşturulacak Avrupa Türk diasporası yani kütür birliği ve ortak akıl vizyonuna etkisi minimuma indirilmelidir.

Sonuç

Netice olarak diyebiliriz ki; Avrupa Türk diasporası, yukarıda ifade edilmeye çalışılan diasporatik bir vizyon bilincine sahip olduğu takdirde, Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri başta olmak üzere, öncelikle içinde yaşadıkları Avrupa ülkelerinin mülteci ve göç krizi, terör krizi ve bu doğrultuda artan ırkçılık, güvenlik ve içe kapanma sorununa bir soluk aldıracak potansiyele sahiptirler.
Avrupa Türk diasporası özellikle ‘Açık Avrupa’ düşüncesini savunan Avrupa sağduyusu ile ortak hareket ederek, kültür ve medeniyetimizin referans değerleri, korku içinde olan ve her geçen gün ümitsizliğe sevk edilen bireylere birer can simidi gibi sunulmalıdır. Bu bizim, sivil diplomasi alanında Avrupa’ya ve insanlığa sunabileceğimiz en güzel bir katkı ve hediye olacaktır.

Zeki Baran’ın konuşması:

Öncelikle tüm katılımcıları Sevgi ile selamlıyorum,
Bana bu fırsatı verdiği İçin Tasam Vakfı’na çok teşekkür ediyorum.
Saygı değer katılımcılar,
Konuşmama önce kısaca Avrupa’ya işçi göçünün tarhiçesini ve o zamanki göçün amacını, misafir işçi diye adlandırdığımız birinci kuşağın hayallerini anlatmaya çalışacağım.
Sonra 60’lı yıllardan 80 yılına kadar olan zaman dilimindeki gelişmeleri babamın hayatından kesitler sunarak anlatmaya çalışaçağım.
80 ihtilali ve aile birleşimi, onun ortaya koyduğu yeni ve kalıcı sorunlarla yapılan mücadeleyi ve Avrupa’daki Türk toplumunun örgütlenmesi konusunda sizleri bilgilemdirmeyi arzu ediyorum.
90’lı yıllar ve Avrupa’daki Türk toplumun uyum sorunları, eğitimde, siyasette ve girişimcılkte geldiği noktayı anlattıktan sonra, konuşmamı 2000’li yıllarda gelinen son durumu ve bundan sonra neler olması gerektiğini belirterek toparlamak istiyorum.

Saygı değer katılımcılar, birinci kuşağın Hollanda serüveni 1964 yılında başlar. Hollanda Konsolosluğu Türkiye İş ve İşçi Bulma Kurumu ile birlikte ortak bir çalışma yaparak Hollanda’nın istediği işçileri seçerler. Hollandalı işverenler özellikleri genç, sağlıklı ve okuma yazma bilmeyenleri tercih ederler. Çünkü burda ağır ve pis işleri yapabilecek insanlardır bunlar. Manidardır, Hollanda Türkiye’den misafir işçi istediği zaman, Hollanda’da yaklaşık 100.000 işsiz vardı. Yerliler pis ve ağır işlerde çalışmak istemediklerinden dışardan misafir işçi getirmek durumda kalmışlar. Gelen işçiler de 2 yıl çalışıp bir traktör almak veya bir işyeri açıp biran önce dönmeyi hayal etmişler ama olmamış.

Benim babam davetsiz gidenlerden. 1968’de yola çıkar. Yozgat’lı Saso, babam gibileri toplar ve  onlara turist pasaportu aldırır, yol paralarını ellerinden alır ve İstanbul’da kayıplara karışır. Tıpkı Şener Şeni’in ‘Banker Bilo’ filimindeki gibi. Babam tekrar köye döner, bir kaç koyun satar, biraz da borçlanır ve tekrar yola düşer. Sirkeci’den trene biner. Yolculuk iyi geçmektedir. Yugoslavya’nın bir yerinde tren durur. Babam su şişesini doldurmak ister. Fakat tren hareket etmiştir. Koşar kapısından yapışır tren istasyona yaklaşırken biri görür ve treni durdurur. Donmak üzere imiş. Avusturya Viyana’ya gelir. Orada çayır biçer ve iyi para kazanır. Daha fazla kazanıp bir traktör ve 50 köyün parası biriktirmek için akrabaların aracılığı ile Hollanda’daya gelir. Traktör parasını da kazanır, 50 köyün parasınıda ama önüne yeni hedefler koyar. ‘Hele oğulum da Üniversitesi bitirsin’ der ama dönemez.

Saygı değer katılımcılar,
Bu ve buna benzer çok hikaye var. Birinci generasyon dönemedi. 1980 ihtilali Avrupa’daki Türkler’in dönüm noktasıdır. İhtilalle birlikte en hızlı aile birleşmesi yaşanmıştır. Artık Avrupa’da yaşayan Türk toplumu örgütlenmeye başlamıştır. Daha doğrusu, Türkiye’den üniversite ve liselerden gelen bilgili ve örgütlenmeyi bilen insanlar, Avrupa’daki Türk toplumunu örgütlemişlerdir. Bunun yanısıra Avrupalılar da Türkler’in kalıcı olduğunu görüp uyum için yüksek bütçeler ayırmışlardır. Hollanda’da hükümetin isteği üzerine, dünya görüşleri farklı olan 9 Federasyon bir araya gelerek, Hollanda hükümetinin resmi danışma kurulunu oluşturmuşlardır. Bu oluşum aynı zamanda Türkler’in siyaset arenasında ve eğitimde önünü açmıştır. İlk Türk kökenli Belediye Meclis Üyesi, benim bulunduğum bölgeden Rotterdam’ın Charlois ilçesinden 1986 yılında seçilmiştir.

Bu durum 90’lı yılların sonunda ve ve 2000’li yılların başında, Avrupa Türk toplumu Avrupa’nın, üniversitelerinde, parlementolarında ticaret odalarında yani hayatın her katmanında yerini almıştır. 2000’li yılların başlarında, Hollanda parlementosunda çeşitli partilerden 5 Milletvekili, İl genel Meclisleri’nde 12 üye,  230 Belediye Meclis Üyesi, Belediye Başkan Yardımcıları ve bir de Devlet Bakanı çıkmıştır aramızdan.

Değerli katılımcılar,
Bilindiği üzere, Avrupa’daki Türkler, vatanları ile bağlarını hep sıkı tutmuşlardır. Türkiye’de birinin ayağına diken batsa, başta bizim canımız acır. Türkiye’de alınan kararlar da bizi birebir etkiler. Bir zaman dünyanın en pahalı pasaportunu taşımak zorunda kaldık. Askerlik çok büyük bir sorundu çok sayıda gencimiz vatandaslıkan çıkmak zorunda kaldı. Şükür bunlar çözüldü.
Şu anda Hollanda parlementosunda 6 Turk kokenli milletvekili var, 5 İl Genel Meclisi üyesi var. 150’yi aşan Belediye Meclis Üyemiz var. Belediye Baskan Yardımcılarımız var. Bunun yanında geçlerimizin yuzde 10’u diploma almadan okullarını terk ediyor. Gençlerimizin yüzde kırkı üniversitelerde eğitim görüyor ama çesitli nedenlerden dolayı, geçlerimizdeki işsizlik oranı yüzde 18. Bu oran  Hollandalılarda yüzde sekiz. Tabii ki bu sorunları da aşacağız. Yeter ki biz yönümüzü yaşadığımız ülkeye dönelim. Burada ortak sorunlar cercevesinde birbirimizin dünya görüşünne saygi göstererek çözüm üretelim.

İznizle tekrar birinci kuşağa dönüp konuşmamı toparlıyorum. Bu insanlar tüm yatırımlarını vatanlarına yaptılar. Bu insanların paraları vatanımızdaki yakınları veya yöneticiler ve holdingler tarafından mağdur edildiler.
Hollanda hükümeti, Rotterdam’ın göbeğine bir göçmen işçi anıtı diktirerek tüm ilk kuşağa teşekkür etti.
Babam ölmeden Sirkeci’de tren garının etrafında bir yere, mahellenin kültürel yapısına uygun bir anıt yapılıp bu insanlara bir teşekkür edilmesini arzu ediyoruz.
Avrupa’daki Türk toplumu, Avrupa’nın bir parçası olmuştur. Bulunduğu ülkenin dilini en az bir Avrupalı gibi konuşması gerekir. Haklarını ve sorumluklarnı iyi bilmelidir. Hayatın her katmanında yerini almalıdır. Türk hükümetlerinin Avrupalı Türkler’in hayatını kolaylaştırmak için istişare içinde elinden geleni yapmalıdır. Avrupalı Türkler, Avrupa’da siyaset yapmalıdır. Türkiye hükümetleri hangi görüşte olursa olsun, Avrupalı Türkler’e eşit mesafade durmalıdır. Bizler bulunduğumuz ülkelerde güçlü olduğumuz taktirde ülkemize daha faydalı olabiliriz.
Hepinizi Saygı ile selamlıyorum.

Avrupa Parlamentosu eski milletvekili Emine Bozkurt da ingilizce bir konuşma yaptı.
Bozkurt, göçmen işçilerin sosyal güvenlik hakları konusunda yıllardır yoğun çaba sarf ettiğini belirterek, AB ülkelerinde canını dişine takarak çalışmış Türk vatandaşlarının büyük mücadele vererek kazanmış oldukları haklarında bir geriye gidişin olmamasının kendisinin çok önem verdiği bir konu olduğunu ifade etti. Avrupa’da çalışan Türk işçilerinin ve ailelerinin hakları, temelini AB-Türkiye Ortaklık Anlaşması’ndan aldığı için, bu anlaşmadan kaynaklanan hakların korunmasını isteyen Bozkurt, “Şimdi 500 milyon AB vatandaşını temsil eden Avrupa Parlamentosu’nun da bu konuda desteğinin alınmış olması, göçmen işçilerin sahip oldukları hakların geri alınmaması konusunda üye devletlere güçlü bir mesaj vermektedir. Avrupa’daki Türk vatandaşı işçilerin sosyal güvenlik hakları mücadelesi, pek çok kulvarda verilmesi gereken çetrefilli bir mücadeledir. Bugünkü gibi olumlu adımlar sonuca ulaşmada son derece önemlidir” ifadesini kullandı.