Hollandalı seçmenler 15 Mart Çarşamba günü 150 sandalyeli Temsilciler Meclisi üyelerini belirlemek için sandığa gittiler. Hollanda ile Türkiye arasında seçimlerden birkaç gün önce yaşanan diplomatik kriz hem seçimlere gölge düşürdü hem de sonucu etkiledi diyebiliriz. Türkevi Topluluğu olarak hem endişe hem de merakla beklediğimiz seçim sonuçları, ırkçı ve popülistlerin –göreceli- tam destek görmemesi sebebiyle bizleri bir nebze olsun rahatlatmıştır.
Başbakan Mark Rutte’nin partisi, diplomatik krizin de yardımıyla 8 sandalyelik bir kayıp olmasına rağmen, 33 sandalye kazanarak seçimlerden en büyük parti olarak çıktı. Onun peşinden ırkçı ve islamofobik PVV 20 sandalyeyle ikinci oldu. CDA ve D66 mevcut sandalyelerini ciddi sayıda artırarak her ikisi de 19 sandalyeyle üçüncü ve dördüncü parti oldular. Onları tarihinin en büyük zaferini kazanan Yeşil Sol takip etti. Sosyalist Parti 1 sandalyelik kayıpla Yeşil Sol’un gerisinde kaldı. Tunahan Kuzu ve Selçuk Öztürk’ün kurduğu Denk Hareketi ise olağanüstü bir başarı göstererek ilk defa girdikleri seçimlerde 3 sandalye birden kazandılar.
Bu seçimlerin en büyük kaybedeni şüphesiz şimdiki iktidar ortağı İşçi Partisi (PvdA) oldu. Aldığı 9 sandalye ile parti tarihinin en düşük sonucunu alan PvdA’da seçimlerin hemen akabinde homurdanmalar da başladı. Parti genel başkanı Hans Spekman sonbaharda görevi bırakacağını ilan etti. Politik lider Lodewijk Asscher’ın pozisyonu şimdilik tartışma konusu değil, ancak bunun ne kadar süreceği kulislerde konuşulmaktadır.
Seçimlerin, Hollanda-Türkiye diplomatik krizinin gölgesinde geçmesi ve bunun propaganda döneminde azami seviyede istismar edilmesi bizleri oldukça üzmüştür. Ancak sonuç itibariyle krizin Hollanda seçimlerini olumlu yönde etkilediğini de söyleyebiliriz. Zira seçmenler ırkçı ve islamofobik söylemlere değil pragmatik yaklaşımlara meyletmiştir. Bunun sonucu olarak da daha yakın zamana kadar kamuoyu yoklamalarında VVD ile başa baş giden, hatta çoğu zaman bir adım önde giden ırkçı PVV değil pragmatist VVD birinci parti olarak sandıktan çıkmıştır.
Seçimlerin sonucunda ortaya çıkan tablo VVD liderliğinde en az 4 partili bir koalisyona işaret etmektedir. VVD, CDA ve D66’nın koalisyonda olacakları şimdiden belli olmakla birlikte dördüncü ortağın kim olacağı şimdilik belirsizdir. Potansiyel ortaklar Yeşil Sol ve Hristiyan Birlik (CU) partileridir. Diğer seçenekler en azından şimdilik henüz gündemde değildir. Nabız yoklama işiyle görevlendirilen Sağlık Bakanı Edith Schippers önümüzdeki günlerde görüşmelerini bitirip raporunu sunacak, onun akabinde de zorlu koalisyon pazarlıkları başlayacak. Bu pazarlıkların en önemli maddeleri, çevre, enerji, sağlık, eğitim ve refah paylaşımı olacaktır. Zira 2008 ekonomik krizinden itibaren alınan önlemler yüzünden özellikle düşük gelirliler oldukça etkilenmişlerdir ve bazı partiler bunun telafisi için direteceklerdir.
Seçimlerin galiplerinden DENK’in bundan sonra takip edeceği yol herkes tarafından merak edilmektedir. Kendilerine giydirilmeye çalışılan gömleği reddetmeyi başarıp pro aktif hareket ettikleri takdirde kalıcı olacaklardır. Bundan sonra enerjilerini hem partinin kurumlaşması için hem de yapıcı muhalefet için harcamaları kaçınılmazdır. Onlara ısrarla yapıştırılmak istenen göçmen (Müslüman) partisi etiketini toplumun genelini kucaklayan eylem ve söylemlerle etkisiz hale getirmeleri herkes için hayırlı olacaktır.
Yeni hükümetin kurulmasıyla Türkiye ile yaşanan diplomatik krizin, arabulucuların da yardımıyla çözüme aşılması hem Hollanda hem de Türkiye’nin menfaatine olacaktır. En çok da Hollanda Türklerinin menfaatine olacaktır. Bu kriz 400 yılı aşkın dostane ilişkiye halel getirmiştir ve sürdürülmesi kabul edilemez. Türkevi Topluluğu